Üye ol  Şifremi Unuttum

Kullanıcı Adı:  Şifre:

         
      

      
AİDS ve AIDS'de Görülen Deri Bulguları

   
AİDS ve AIDS'de Görülen Deri Bulguları
NetDoktorum diyor ki;

Edinsel bağışıklık yetmezliği sendromu (AIDS); vücudun enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini azaltan HIV (Human Immunodeficiency Virus=İnsan bağışlık sitemini güçsüzleştiren virüs) adıyla bilinen virüsünün yaptığı bir hastalıktır. AIDS virüsüne yakalanan kişilerin derilerinde bakteri, mantar ve virüs enfeksiyonu ve cilt kanseri daha sık görülür.

AIDS 1981 yılında tanımlandıktan sonra tüm dünyada en önemli sağlık problemi halini almıştır. Kişi HIV enfeksiyonun yakalandıktan yıllar sonra, hastalık problem yaratmaya başlar. AIDS'in yaşamı tehdit eden bulguları, virüsün kandaki beyaz hücreleri harap etmesi nedeni ile olur. Bu beyaz hücreler insanın doğal bağışıklığını sağlar.

En yaygın görülen yaşamı tehdit eden enfeksiyon pneumocystis carini tarafından oluşturulan şiddetli akciğer enfeksiyonudur. Bu parazit sağlıklı insanlarda enfeksiyona neden olmaz. AIDS ile birlikte normalde nadir rastlanan bir kanser türü olan Kaposi Sarkomu sık görülür. Bu kanser bir veya çok sayıda, ağrısız düz veya deriden kabarık pembeden mora kadar değişebilen renkte, deri veya ağız içi döküntüsü şeklinde görülür.

Kimler risk altındadır?
HIV cinsel temasla veya kan yolu ile bulaşır. AIDS ilk olarak Amerika da tanımlandığında hastaların çoğu genç homoseksüel erkeklerdi. Kısa süre sonra hastalığın heteroseksüel erkek ve bayanlarda, uyuşturucu kullananlarda, kan nakli yapılanlarda da görülebileceği anlaşıldı. AIDS olan kadınlardan doğan çocuklara da enfeksiyon bulaşıp, daha sonra enfeksiyon gelişebilir. Enfeksiyon yakın kontakla, aynı yatakta yatmakla, ortak banyo ve tuvalet kullanımı ile bulaşmaz. Hastalık ortak bardak, tabak, çatal kullanımı ile de yayılmaz. Hastalığın el sıkışma gibi kişisel temasla bulaştığı saptanmamıştır.

HIV Testi
HIV testi kanda HIV virüsüne karşı antikor saptanarak yapılır. Kan bankalarında kan nakli ile virüsün bulaşmasını engellemek için bu tarama testlerini kullanmaktadır. Bu testler HIV e maruz kaldığı düşünülen kimselere sağlık kurumlarında yapılabilir. Bu test yüksek güvenirliliğe sahiptir ve bu kişinin daha önceden HIV virüsüne maruz kalıp kalmadığını gösterir. Bununla beraber kişi HIV virüsüne maruz kaldıktan sonra bu testlerin pozitifleşmesi 3 ayı alabilir. Doktorunuz bu test sonuçlarının anlamını her hastasına anlatacaktır.

AIDS' de sık görülen deri bulguları:

Kaposi Sarkomu
AIDS'deki yaygın deri problemlerinden biri Kaposi Sarkomudur. AIDS tedavisinde yeni tedavi kombinasyonlarının bulunması, eskiye oranla Kaposi Sarkomunun daha az görülmesine neden olmuştur. Dermatoloji Uzmanları Kaposi Sarkomu tanısını, ciltteki bulgulardan biyopsi alarak koyar.
Kaposi Sarkomunda ağrı ve kaşıntı yoktur. Hastalık derinin herhangi bir yerinde veya ağız içinde (özellikle üst damakta ve dilde) görülebilir. Hastalık bulguları pembe, koyu kırmızı, mor ve kahverengi olabilir. Sıklıkla sinek ısırığı, doğum lekeleri ve morarma ile karıştırılırlar. Büyüklükleri toplu iğne başından bozuk para büyüklüğüne kadar değişebilir. Hastalığın bulguları deriden kabarıktır ve hatta büyük boyutlu tümörler şeklinde görülebilir. Hastalığın seyri esnasında bir yada bir çok yeni kabarıklık gelişebilir. Ara sıra Kaposi Sarkomu lenf düğümleri, dalak, karaciğer, bağırsak ve akciğer gibi iç organları tutar. Yüzdeki ve diğer alanlardaki büyük tümörler kolayca tanınır ve hastayı rahatsız eder. Bu tümörler radyoterapi, dondurma tedavileri, cerrahi ve çeşitli ilaçların enjeksiyonu ile tedavi edilebilir. Yaygın dağılımı olan hastalar kemoterapi ile tedavi edilmelidir.

AIDS ile ilişkili diğer deri hastalıkları
Sağlıklı insanlarda görülen bir çok deri problemi HIV enfeksiyonu olan hastalarda görülebilir. HIV enfeksiyonlu hastalarda bu hastalıklar daha şiddetlidir ve tedavisi daha zordur. Bundan dolayı Dermatoloji uzmanının tanı koyması ve tedaviyi düzenlemesi daha doğrudur.
-Viral Enfeksiyonlar
Viral enfeksiyonlar AIDS' li ve HIV enfeksiyonu taşıyan kişilerde yaygın görülür. Bu enfeksiyonlar derinin herhangi bir yerinde veya mukozalarda görülür. AİDS'li hastalardaki viral hastalıklar normal kişilere göre daha şiddetli seyreder.

Herpes Simpleks insanlarda aralıklı enfeksiyon yapan bir virüstür. Herpes Simpleks tip 1 burun ve ağız etrafında uçuğa yol açar. Herpes simpleks tip 2 cinsel bölgede enfeksiyona neden olan bir virüstür. Ara sıra bu enfeksiyonlar gözde ve diğer deri alanlarında görülebilir. Tutulan alanda ilk olarak kızarıklık gelişir. Bu sırada yanma, kaşıntı veya ağrı vardır. Daha sonra grup halinde küçük su kabarcıkları oluşur ve bunlar patlayarak küçük ülserlere dönüşür ve daha sonra kabuklanır. Herpes bulguları 5-10 gün içinde iyileşir. HIV enfeksiyonlu hastalarda daha şiddetli, daha geniş alana yayılan, ağrılı ülserler, daha çok sayıda bulgu ve daha geç iyileşme görülür. Dermatoloji uzmanları herpes simpleksin şiddetli ataklarında ağızdan antiviral ilaçları kullanırlar. Lokal uygulanan ilaçlar su kabarcıklarını geriletir ve rahatsızlığı azaltır. İkincil olarak bakteri enfeksiyonları gelişmişse antibiyotikler faydalı olur. AIDS de herpes enfeksiyonları vücuda yayılarak ateş, şuur bulanıklığı, baş ağrısı ve halsizlik yapar. Bu durumdaki hastalara hastanede damar yolu ile ilaç verilir.

Zona olarak bilinen Herpes Zoster çocuklukta geçirilen su çiçeğinin yeniden aktive olması ile gelişen bir enfeksiyondur. Döküntü vücudun tek tarafında bant tarzında görülür. Tutulan bölgede önce hassasiyet ve kızarıklık, hatta derin bir ağrı bulunur. Daha sonra bu bölgede grup halinde su kabarcıkları görülür, bu kabarcıklar açılarak ülser halini alır ve sonrada kabuklanır. Bu bölgedeki sinirin iltihaplanması nedeni ile şiddetli ağrı mevcuttur. Zona AIDS'in veya bozulmuş bağışıklık sisteminin ilk belirtisi olabilir. Bu durumda hastalık haftalarca sürerek, vücudun diğer bölgelerine yayılarak suçiçeği benzeri döküntü oluşturabilir. Lokal olarak uygulanan losyon ve ağızdan alınan antiviral tedavi döküntüde kurumaya yol açar. Ağrı kesiciler ağrıyı azaltmak için kullanılır. Döküntü gerilemesine rağmen ağrı devam edebilir. Yaygın dağılımı olan hastalar hastane ortamında damar yolundan kullanılacak ilaçlar ile tedavi edilmelidir.

Molluscum Kontagiosum, derinin yüzeysel bir virüs enfeksiyonudur. Sıklıkla çocuklarda, daha az sıklıkla seksüel olarak aktif olan erişkinlerde görülür. Üzeri pürüzsüz, incimsi veya mumumsu görünümde kabarcıklar şeklinde görülür. Bu kabarcıkların boyutu toplu iğne başı büyüklüğünden bezelye büyüklüğüne kadar değişir. Kabarcıkların merkezinde bir göbeklenme vardır ve içi peynirimsi bir materyal ile doludur. Molluscum Kontagiosum HIV enfeksiyonu bulunan insanlarda sık görülür. Molluscum vücudun herhangi bir yerinde görülebilir. Dermatoloji uzmanları molluscumları dondurarak veya içindeki peynirimsi materyali çıkararak tedavi eder.

Siğil papilloma virüsün oluşturduğu iyi huylu, ağrısız deri gelişimidir. Bunlar derinin herhangi bir yerinde meydana gelebilir, özellikle de el, ayak, yüz, cinsel bölge ve makat bölgesinde görülür. Siğil HIV enfeksiyonu olan kişilerde görüldüğünde çok büyük ve rahatsız edici boyuta ulaşabilir. HIV enfeksiyonlu kişilerde virüsler standart tedavilere dirençlidirler. Tedaviden sonra tekrar etme oranı fazladır.

Ağızda kıllı lökoplaki
Ağızda kıllı lökoplaki sık rastlanmayan bir tablodur ve sıklıkla dilde küçük beyaz tüylü oluşumlar şeklinde görülür. Ağızda kıllı lökoplakiye herpes virüs ailesine bağlı bir virüs olan Epstein-Barr virüsün neden olduğuna inanılmaktadır. Ağızdaki kıllı lökoplaki, bir mantar enfeksiyonu olan pamukçuk ile karışır. Bu durum hastada herhangi bir rahatsızlığa yol açmaz. Bir hastada kıllı lökoplakinin saptanması o hastada HIV enfeksiyonu olduğunun önemli bir göstergesidir.

-Mantar enfeksiyonları
Maya enfeksiyonları - Ağız, vajina, koltuk altı ve kasık bölgesinde Candida albicans denen mantarın yaptığı deri enfeksiyonudur. Bu enfeksiyon HIV enfeksiyonlu hastalarda sık görülür ve tekrar eder. Ağızdaki mantar enfeksiyonu pamukçuk olarak bilinir. Dilde ve yanağın iç yüzeyinde kolaylıkla kazınabilen beyaz süt kesiği şeklinde alanlar oluşur. Pamukçuk sıklıkla kıllı lökoplaki ile karışır. Pamukçuk ağızda acı tat hissine neden olabilir.

HIV taşıyıcısı ve AIDS olan çocuk ve erişkinler sıklıkla kalça kıvrımında şiddetli kaşıntılı kırmızı bir döküntü şeklinde mantar enfeksiyonu geçirir ve bu enfeksiyon daha sonra cinsel bölgeye ve kalçalara yayılır. Bu enfeksiyonlar HIV enfeksiyonu bulunan hastalarda tedaviye dirençlidir. Bu enfeksiyon hap ve kremlerle tedavi edilir ve tedavi kesilince enfeksiyon yeniden görülür. Bağışıklık sistemi güçsüzleşen bayan hastalarda şiddetli ve tedaviye dirençli vajina enfeksiyonu gelişir. Bu enfeksiyonda süt kesiği şeklinde vajina akıntısı ve bu bölgede nem artışı görülür. Mantar enfeksiyonunu tedavi etmek için ağızdan tedavi gereklidir.

Diğer mantar enfeksiyonları - HIV enfeksiyonu bulunduran kişilerde el ve ayak derisinde pullu ve kaşıntılı mantar enfeksiyonu ve ayrıca tırnaklarda enfeksiyon görülebilir. Bu mantar enfeksiyonları deride kalınlaşma yapan kronik pullu bir döküntüye, el ve ayak tırnaklarında renk değişikliğine neden olur. Derinin mantar enfeksiyonları mantar ilacı içeren kremlerle kolaylıkla tedavi edilir. Bununla beraber tırnaktaki enfeksiyonlar lokal tedaviye zor cevap verir ve aylarca tablet kullanılması gerekir. Ne yazık ki bu enfeksiyonlar tedavi kesildikten sonra tekrar etme özelliğindedir.

Kriptokokosis - İnsanlarda nadiren enfeksiyona neden olan cryptococcus neoformans adlı mantarın yaptığı mantar enfeksiyonudur. Kriptokokosis akciğer, beyin ve omuriliği tutan öldürücü potansiyele sahip bir mantar enfeksiyonudur. Hastalık deriyi nadiren tutabilir ve vücudun herhangi bir yerinde çok sayıdasivilceye benzer kabarıklıklar ve küçük abseler yapar. Beyin ve omuriliği tutan şiddetli olgularda hastanede yapılan agresif tedaviler(damar yolundan ilaç verilmesi gibi) gereklidir

-Bakteri enfeksiyonları
HIV enfeksiyonlu hastalar sıklıkla derilerinde bakteri enfeksiyonu geçirir. Damar yolu ile enjeksiyon yapılanlar iğne yerinde abse gelişebilir. Bu bakteri enfeksiyonlarından biri impetigodur. İmpetigoda geniş, içinde iltihap bulunan, kolaylıkla patlayan ve sarımsı bir sıvı sızan kabarcıklar gelişir. Kabarcıklar patlayınca geniş ülserler gelişir ve sarımsı kabuklarla kaplanır. Kabarcıklardan alınan sıvının kültüründe hangi bakterinin ürediği saptanır ve de buna göre uygun antibiyotik başlanır. Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar sıklıkla bakteri enfeksiyonu geçirir ve bu enfeksiyonlar kana ve vücudun çeşitli yerlerine dağılabilir. Bu hastalarda dikkatli bir gözlem ve damar yolu ile antibiyotik kullanılması gereklidir.

-Diğer deri hastalıkları
Seboreik dermatit yüzde özellikle yanak, alın, kaş, burun ve kulak, saçlı deri, göğüs ve kasıkta görülen kırmızı üzeri kepekli bir egzema türüdür. Tedavi genellikle krem ve pomatlarla yapılır. HIV enfeksiyonu bulunan hastalarda daha agresif tedavi yapmak gerekebilir.

Sedef - Sedefi bulunan HIV' li kişilerin sedef bulguları daha şiddetlidir. Sedefteki alevlenmede somon renginde üzeri pullu döküntülerin büyüklüğü ve sayısı artar ve tüm deri özellikle saçlı deri, diz ve dirsekler bu döküntü kaplanır. Bazı hastalarda el ve ayak tabanlarında kalın pullar gelişir ve içi iltihaplı kabarcıklar oluşur, bu durum hasta açısından çok rahatsız edici olabilir. Tüm vücut derisini kaplayan kaşıntılı, kırmızı ve pullu sedef tablosu görülebilir. Bu hastalar hastaneye yatırılıp, dermatoloji uzmanı gözetiminde agresif tedaviler uygulanır. HIVli hastalardaki sedef lokal olarak uygulanan kortizon ve katran tedavilerine ve ışık tedavisine dirençlidir. Şiddetli sedef hastalarında uygulanan metotreksat tedavisi HIV hastaları için bağışıklık sistemini baskıladıkları için tehlikeli olabilir

Kurdeşen ve Kaşıntılı kırmızı kabarcıklı hastalık - HIVli hastalarda sıklıkla bezelye büyüklüğünde, kırmızı ince kabarcıklar yaygın olarak görülür. Ayrıca bazen geniş kurdeşen denen döküntüler görülebilir. Tedaviye dirençli kaşıntı oldukça rahatsız edicidir ve kontrol altına alınması zordur. Hastalık sıklıkla yüksek doz ilaç alımı ile kontrol altına alınabilir.

Yüzde yağ atrofisi- Bu durum HIV enfeksiyonuna bağlı olarak veya tedavide kullanılan ilaçlara karşı gelişen bir durumdur. Bu tablo yüze yağ dokusu veya dolgu maddelerinin enjeksiyonu ile tedavi edilebilir.

Kıl dibi iltihabı ve sivilce benzeri bulgular - HIV enfeksiyonlu bir çok hastada göğüs, sırt, yüz, saçlı deri, bacak ve kalçada kıl diplerine uyan alanda çok sayıda sivilce benzeri döküntü görülebilir. Bu sivilce benzeri döküntü oldukça kaşıntılıdır ve hasta bu döküntüyü kaşıyarak kanatır ve ikincil olarak bakteri enfeksiyonu gelişir. Bu durum kıl dibi iltihabı olarak bilinir ve genellikle antibiyotik, anti bakteriyel sabun ve sivilce tedavisinde kullanılan lokal tedavilerin kombinasyonu ile tedavi edilir.

Yukarıda bahsedilen hastalıkların bir çoğu HIV enfeksiyonunu taşımayan sağlıklı hastalarda da yaygın olarak görülür. Bununla beraber bir kişi HIV enfeksiyonu açısından yüksek risk taşıyorsa ve yukarıdaki tablolardan biri mevcut ise, bu bulguların HIV enfeksiyonunun neden olduğu bağışıklık yetmezliğinin bir belirtisi olabileceği göz önünde bulundurmalıdır.


             Kategori: Deri ve Cilt Sağlığı | | Beğen | Henüz Beğenen Yok | Okunma :1413

      
   


Konu yeterli gelmedi mi ? İstediğiniz bilgiye ulaşamadınız mı?
Aradığınız konu ile ilgili anahtar kelime veya kelimeleri yazarak site içerisindeki binlerce konu arasından arama yapabilirsiniz.




1- netdoktorum diyor ki;

AIDS’DE GÖRÜLEBİLEN DERİ BULGULARI
Acquired ImmunoDeficiency Syndrome (AIDS), bütün sistemleri etkileyebilen, etkin tedavisi olmayan ve ölümle sonlanan viral bir enfeksiyondur. İlk defa 1981’de Amerika’da tanımlanmıştır. Bu tarihten itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinde yayılmaya başlamıştır. Bütün dünyada 40 milyondan fazla HIV (+) hasta yaşamaktadır. WHO raporuna göre AIDS’le ilgili ölümler 25 milyona ulaşmaktadır. 2001 yılında Türkiye’de 1500 civarında kayıtlı HIV (+) kişi olduğu bildirilmiştir.

BULAŞMA VE EPİDEMİYOLOJİ:
HIV insan vücudu dışında uzun süre yaşayamaz, kan, semen, vajinal sıvı, anne sütü, tükrük ve gözyaşında değişik konsantrasyonlarda bulunur. Kişi enfekte olduktan sonra ömür boyunca enfekte kalır ve bulaştırıcıdır.
Başlıca bulaşma yolları;

·Cinsel temas, 
·Kan ve kan ürünleri transfüzyonu, 
·Perinatal ve emzirme yoluyla bulaşma, 
·Diğer bulaşma yolları (cerrahi, travma, transplantasyon, diş işlemleri, tıbbi kazalar...) 

Risk grupları;
·Enfekte kişi ile homoseksüel, biseksüel ve heteroseksüel ilişki kuranlar
·İntravenöz madde bağımlıları
·Kontamine kan ürünü kullanımı; hemofilili hastalar
·Enfekte anneden doğan çocuklar
·İstatistiksel olarak sağlık personelinin riski yüksek değildir.

ETYOPATOGENEZ:
Etken, retrovirüs grubundan bir RNA virüsü olan HIV (Human Immunodeficiency Virus)’dir. HIV1 ve HIV2 olmak üzere iki tipi tanımlanmıştır. AIDS’li  olguların çoğu HIV1 ile oluşur. HIV virüsü selektif olarak T helper hücreleri ve diğer CD4+ hücreleri seçer. Virüs yüzey glikoproteini olan gp120’yi kullanıp CD4 reseptörlerine bağlanarak hücreye girer. Hücrenin DNA’sından kendi RNA’sını kopyalar (replikasyon). Bu işlemde rol alan enzim “reverse transcriptase” dır. Yeni virüs partikülleri enfekte hücrede harabiyete yol açar, dış ortama salınarak komşu hücreleri enfekte eder. T hücreleri harap oldukça yeni hücre oluşumu sitümüle edilir ve onlarda enfekte olur ve bu süreç yeni T hücre oluşum kabiliyeti tükeninceye kadar yaklaşık 10 yıl sürer. Makrofajlar HIV’i patojen olarak tanıyamaz ve sistemden temizleme işleminde başarılı olamaz.

İnkübasyon süresi: Genellikle virüsün hücreye girmesinin ardından hastalığın sistemik bulgularının başlamasına kadar geçen uzun bir latent dönem vardır.

HIV/AIDS KLİNİK SINIFLANDIRMA (CDC klasifikasyonu):
I. Akut enfeksiyon:
Ortalama 3-6 haftalık inkübasyondan sonra akut enfeksiyon gelişir. Çoğu hasta asemptomatik iken, %10-20 oranında grip benzeri semptomlar görülebilir. Yüz, boyun ve gövdede asemptomatik makülopapüler döküntü, ürtiker ve mukozalarda aftöz lezyonlar gözlenebilir. Bu semptomlar 1 hafta ile 1 ay içinde kaybolur ve herhangi bir viral enfeksiyonu düşündürür. Bu periyotta genital sıvılarda çok miktarda virüs bulunur ve çok bulaştırıcıdır. Olguların çoğunda aylarca süren serokonversiyon dönemi vardır. Tanı; plazmada viral RNA ve serumda p24 antijeninin gösterilmesi ile konabilir.
II. Asemptomatik enfeksiyon: Birkaç ay ile birkaç yıl sürebilir.
III. Persistan generalize lenfadenopati: Genital bölge dışında iki ya da daha fazla bölgede lastik kıvamında hareketli ve bazen hassas lenfadenopatilerle karakterizedir. 
IV. Semptomatik hastalık; 
·AIDS-related kompleks,
·Nörolojik hastalık, 
·Sekonder infeksiyonlar
·HIV ile ilişkili malignensiler, 

Hastalığın asemptomatik devreden AIDS’e ilerlemesinde rol oynayan faktörler; sigara içimi, stres, önceki hastalıklar, beslenme şartları, alkol ve ilaç kullanımı, genetik faktörler, gebelik, eksersiz, dinlenme durumu, tekrarlayan HIV bulaşmasıdır.  

KLİNİK BULGULAR:
En sık görülen genel bulgular:
Ateş, LAP, gece terlemesi, oral kandidiyazis, ilerleyen halsizlik, diyare, oral kıllı lökoplazi, kilo kaybı, Kaposi sarkomu, herpes zoster, retinal lezyonlar, kuru öksürük, dispne, demans veya ensefalopati, fokal nörolojik bulgular...

DERİ BULGULARI:
HIV enfeksiyonu serokonversiyon öncesinden başlayarak tüm hastalık boyunca devam eden zengin, karmaşık, diagnostik ve prognostik açıdan önemli ipuçları sağlarüyan dermatolojik bulgulara sahiptir. Deri ve mukoza bulgularının görülme oranı yaklaşık % 90’dır. 

Dermatolojik bulguların iki temel özelliği dikkat çeker; Birincisi; oral kıllı lökoplazi, basiller anjiomatozis, gangrenöz herpes zoster ve Kaposi sarkomu gibi sık karşılaşılmayan bulguların görülmesidir. İkincisi; sık rastlanan seboreik dermatit, herpes simpleks, dermatofitozlar gibi hastalıkların çok şiddetli ve atipik formlarının görülmesidir. 

AIDS’in deri bulguları başlıca 3 grupta toplanabilir:
1- Enfeksiyöz hastalıklar
2- Malign hastalıklar
3- Diğer deri bulguları

ENFEKSİYON HASTALIKLARI:
HSV tip 1 ve 2 enfeksiyonları:
Herpes enfeksiyonları, AIDS’lilerde daha şiddetli ve atipik seyreder. Anogenital, orofasiyal, perirektal ve periungual kronik ülserlere yol açarlar. Geniş, ağrılı ülserlere dönüşmeye ve nüks etmeye eğilimli ve skarla iyileşen lezyonlar görülebilir. Tedaviye dirençlidirler. Hepatit, pnömoni ve ensefalite yol açabilir. 
VZV enfeksiyonu: Zonaya, AIDS’li hastalarda normalden 7-15 kat fazla rastlanır. Orta hattı geçebilir, birden fazla dermatomu tutabilir ve aynı dermatomda tekrarlayabilir. Lezyonlar büllöz, hemorajik, nekrotik ve hipertrofik olabilir. Pnömoni, hepatit ve ensefalit gelişebilir. Tedaviye direnç uyarıcı olmalıdır.
CMV enfeksiyonu: Sağlıklı kişilerde asemptomatik seyrederken, AIDS’lilerde en önemli viral patojendir ve retinit, kolit ve proktit oluşturur. Deride spesifik bir lezyonu yoktur, yaygın makülopapüler, büllöz, nodüler, verrüköz veya peteşiyal ekzantem oral mukozada nekrotik ülserler görülebilir. Deri tutulumu kötü prognoz işaretidir.
EBV enfeksiyonları: HIV’li kişilerde, dil kenarlarına yerleşen beyaz, verrüköz plaklar tarzında oral kıllı lökoplazi’yi yapar. Papilla hipertrofisinin bir sonucudur. Genellikle asemptomatiktir ve ovma ile silinemez, hastalığın ilerlediğini gösterir. 
HPV enfeksiyonları: HIV (+) kişilerde çok sayıda ve tedaviye dirençli verrüler görülür. Yüz ve ağız içi yerleşimi sıktır. Genital bölgede kondiloma akümünata gelişebilir, zaman içinde spinoselüler karsinomaya dönüş görülebilir. 
Molloskum kontagiozum: AIDS’de göz kapakları, aksilla, kasıklar ve kalçalarda tek veya çok sayıda, büyük lezyonlar şeklinde görülür. Çok bulaşıcıdır.
Kandidiyazis: En sık görülen fungal enfeksiyondur. Orofaringeal ve laringeal yayılım gösteren lezyonlar psödomembranöz, atrofik, hiperplastik ve angular keilitis şeklinde olabilir. Kadınlarda vulvovajinit ve intertrigo sıktır.  Oral lezyonlar kazınmakla kolay kalkar ve kanayan bir mukoza görülür. Terminal safhada sistemik yayılım olabilir.
Pityrosporum enfeksiyonları: P. ovale ve P. orbikülareye bağlı olarak seboreik dermatit benzeri, yaygın ve şiddetli tablolar görülebilir. Gövde ve kolların proksimalinde kaşıntılı papül ve püstüllerle karakterize Pityrosporum folikülitine rastlanabilir.
Dermatofitozlar: Bu kişilerde, atipik dermatofit enfeksiyonları gözlenir. Genellikle yüzde T. fasiale şeklinde yerleşir, tedaviye dirençlidir ve sık nüks eder. Onikomikozis de sık gözlenir, özellikle proksimal subungual onikomikoz görülür.
Derin fungal enfeksiyonlar: Dissemine kriptokokkoz, koksidioidomikoz, histoplazmoz ve sporotrikoz en sık rastlanan tablolardır.
Stafilokoksik enfeksiyonlar: HIV (+) kişilerde; folikülit, impetigo, fronkül, karbonkül, sellülit, toksik şok sendromu ve sekonder enfeksiyon gibi tablolara yol açar, bakteriyemi ve sepsis gelişebilir. Özellikle fronküloz, immün yetmezlik açısından uyarıcı olmalıdır. 
Basiller anjiomatozis: Sıklıkla AIDS ile ilişkili bir hastalıktır, riketsiya grubundan bartonella henselae tarafından oluşturulur. Piyojenik granülom veya Kaposi sarkomuna benzeyen, kolay kanayan sayıda papül, nodül ve ülserlerle karakterizedir. 
Tüberküloz ve atipik mikobakteriyal enfeksiyonlar: Akciğer, deri ve diğer organlarda normalde beklenenden daha sık rastlanır. Tbc’li hastaların %10’unda deri tutulur. 
Sifiliz: AIDS’lilerde normal popülasyondan daha sık görülür. Atipik morfoloji gösterir.
Skabies: Farklı klinik tutulumlara (yaygın, şiddetli, atipik yerleşim ve Norveç uyuzu...) yol açabilir. Genellikle yüz ve başta da lezyonlar görülür ve tedavilere cevap zayıftır. 

HIV İLE İLİŞKİ NEOPLAZİLER
Kaposi sarkomu:
Endotelyal kaynaklı multifokal tümörlerdir. Epidemik formu AIDS ile ilişkili olarak görülür. Başlangıçta asemptomatik eritemli mor maküllerle başlar. Daha sonra hafif kabarık viyolese veya kahverengi, skuamlı olabilen lezyonlara döner. Genellikle oval olan lezyonların uzun eksenleri deri çizgilerine paraleldir. Koebner pozitifliği görülebilir. Sık görülen yerleşim yerleri; sert damak, burun ucu, gövde, bacaklar, yüz ve oral kavitedir. 

Diğer malignensiler: Santral sinir sistemi lenfoması, Non-Hodgkin lenfoma, oral kavitede spinoseLlüler karsinom, anorektal karsinom ve melanoma tipi kanserler AIDS’ de daha sık görülür.    

DİĞER DERİ BULGULARI:
Psoriasis: Daha şiddetli seyreder ve tedaviye direnç gösterir. 
Seboreik dermatit: AIDS’li hastalarda seboreik dermatit oranı yaklaşık % 85 tir. Şiddeti AIDS aktivitesine paraleldir. 
Reiter sendromu: Yüz kat daha fazla görülmektedir. Eklem tutulumu, üretrit, konjonktivit, keratoderma blenorajikum, sirsine balanit ve  ağrısız oral ülserler görülür. 
Akkiz iktiyoz/kseroderma: HIV (+) kişilerde % 25-30 oranında rastlanmaktadır. Kronik hastalık, malnütrisyon, hijyenik ve immünolojik faktörlerle ilgili olduğu düşünülmektedir. 
AIDS’in papüler pruritik erupsiyonu: Gövde ve ekstremitelerde, şiddetli kaşıntılı, kırmızı veya deri renginde, nonfolliküler yerleşimli papül ve püstüllerle karakterizedir. 
Eozinofilik follikülit: Yüz, saçlı deri, gövde ve ekstremitelerde steril, şiddetli kaşıntılı, ekskorye papüllerle karakterizedir. Periferik kanda lökositoz ve eozinofili gözlenebilir.

VASKÜLER HASTALIKLAR:
Trombositopenik purpura, vaskülit, lenfomatoid granülomatozis, poliarteritis nodoza ve diğer vasküler hastalıklar artmış sıklıkta gözlenebilir.

PRURİTUS: HIV pozitif hastalarda kaşıntı sık gözlenir. Hastalığa spesifik olabileceği gibi, kserozis, folikülitler, ilaçlar, skabies, insekt reaksiyonları, skuamlı hastalıklar, fotosensitif dermatit, sistemik ve psikiyatrik hastalıklar gibi sebepler de kaşıntıya yol açabilir.    

ORAL MUKOZA BULGULARI: Orofaringeal kandidiyazis, herpetik ülserasyonlar, kserostomi, eksfoliatif keilitis, kıllı lökoplazi, siyah kıllı dil, Kaposi sarkomu, nekrotizan stomatit ve rekürren aftöz stomatit sık rastlanan oral mukoza bulgularıdır.            

İLAÇ REAKSİYONLARI: İstenmeyen ilaç reaksiyon oranı yaklaşık % 10 civarındadır. En sık % 50 oranında trimetoprim-sulfametaksazol ile gelişir. Sülfonamidler, penisilin, isoniazid ve antiviral ilaçlarla gelişen reaksiyonlara rastlanır. İlaç reaksiyonları makulopapüler, ürtiker, eritema multiforme ve TEN tarzında olabilir.

TANI: İnguinal bölge dışında iki ya da daha fazla bölgede en az 1 cm çapında ve en az üç ay süren, büyümüş lenf nodları varsa mutlaka sebep araştırılmalıdır. Aşağıdaki bulgulardan 2 ya da daha fazla klinik ve 2 ya da daha fazla laboratuar bulgu varsa AIDS düşünülmelidir:

Klinik bulgular: (3 aydan uzun süren) Ateş 38 0C, kronik diyare, kilo kaybı (%10’ dan fazla), halsizlik ve letarji, lenfadenopati, gece terlemesi

Laboratuar bulguları: Anemi, trombositopeni, lökopeni, lenfopeni, azalmış T-helper sayısı, CD4/CD8 oranının ters dönmesi, artmış serum globülini, artmış dolaşan immün kompleksler, azalmış blastogenezis, deri anerjisi

CDC kriterlerine göre: Başka bir immün yetmezlik nedeni bulunmayan hastalarda;
·Özefagus, trakea, bronşlarda veya akciğerlerde kandidiyazis saptanması
·Deriye hematojen olarak yayılım yapan kriptokokkozis
·Bir aydan uzun süren, mukokutanöz herpes simpleks ülseri
·60 yaşından küçük bir hastada Kaposi sarkomunun varlığı  AIDS’i düşündürmelidir.

Erken tanı: Temasdan 16 gün sonra p24 antijeni ve proviral DNA saptanabilir. Spesifik anti-HIV antikorları 3-6 haftada belirir. Asemptomatik kişilerde % 30 oranında (+)’tir. 
1-  HIV antikor testleri:
ELISA: Taramalarda kullanılan oldukça sensitif bir testir, temastan 3-6 hafta sonra pozitifleşir. Western blot ile de doğrulanmalıdır.
Western Blot: Doğrulayıcı test olarak kullanılır. 6 ay süreyle 2 kez tekrarı önerilir.

2- İmmun foksiyon testleri: T lenfosit subset test, T helper/suppresor oranı, p24 antijen, anti-p24 antikor, immunglobulin seviyesi, gecikmiş deri hipersensitivite testi

3- Viral yük: RNA miktarı 5.000’in altında ise 5 yıl içinde AIDS gelişme oranı sıfırdır, 100.000’in üzerinde ise % 72 civarındadır.

TEDAVİ: HIV tedavisinde koruyucu önlemler ve spesifik tedaviler eşit önem taşır.


         09.11.2012 11:18:37 | Beğen | Henüz Beğenen Yok

      
   



   SAYFALAR >> [1]






      YASAL UYARI

     Sitedeki bilgileri ve tavsiyeleri doktorunuza danışmadan kesinlikle uygulamayınız. Hekiminizin tavsiyesi olmadan uygulamanın sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir.Hekim tavsiyesi olmadan uygulanması sakınca doğurabilir. Doktorunuza danışmadan kesinlikle uygulama yoluna gitmemeniz gerektiği tekraren hatırlatılır.
Lütfen Site Kullanım Kurallarını okuyunuz.

NetDoktorum.com


-Gizle-
      Web Stats          netdoktorum.com Real PR netdoktorum.com Trust netdoktorum.com Alexa/PageRank